Hicrî Takvimin Başlangıcı

Hicrî Takvimin Başlangıcı       

 

 

Bu hicrî takvimin biraz açıklamasını yapmak istiyorum: Biliyorsunuz, Araplar hicrî-kamerî ayları, yâni Muharrem, Safer, Rebiül-evvel, Rebiul-âhir, Cumadel-ûlâ, Cumadel-âhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkàde, Zilhicce diye isimlendirmişlerdir. Yâni birinci ay Muharrem, son ay, on ikinci ay Zilhiccedir. Araplar bu kamerî, hilâli gözlemeye dayalı takvimi, tarihçilerin rivâyetine göre Hazret-i İbrahim AS zamanından beri kullanmışlardır. Yâni Hazret-i İbrahim AS oğlu İsmâil'i getirip de, Hâcer vâlidemizle birlikte, şimdi Mekke-i Mükerreme'nin olduğu, ama o zaman boş bir saha olan, ekin bitmez, taşlık, kumluk bir vâdi olan yere iskân ettiği zamandan beri bu kamerî takvimin ayları kullanılmıştır. Sonra cahiliye devrinde bu ayların kullanılmasında bir takım te'hirler, geciktirmeler, öne almalar ve seneyi on iki ay değil de on üç ay yapmak gibi keyfî uygulamalar olmuştur. Peygamber SAS Efendimiz Vedâ Haccı'nda bu hususa temas ederek, nesî denilen aylarla oynamanın, onların zamanını değiştirmenin, öne arkaya almanın doğru olmadığını beyan buyurmuştur. Bu konuda âyet-i kerime de vardır.

Ayların oniki olduğunu, oniki ayın bir sene teşkil ettiğini âyet-i kerime de beyan ediyor, bismillahir-rahmanir-rahim:

(İnne iddeteş-şuhûri indallàhi isnâ aşere şehran fî kitabillâhi yevme halekas-semâvâti vel-arda minhâ erba'atün hurum) Ayet-i kerimede geçtiği için şer'î bakımdan büyük bir açıklıkla, kesinlikle ifâde edilmiş olduğuna göre on iki ay bir senedir ve senenin dört ayı haram aylardır; çok mübarek, çok muhterem ve çok hürmetine riâyet edilmesi gereken aylardır. Bu dört haram ayın üç tanesi peş peşedir: Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem; yâni eski senenin son iki ayı ve yeni başlayan senenin birinci ayı... Bu aylar hac aylarıdır, hac mevsimidir. Bu aylarda ceng ü cidal, kavga, yol kesme vs. gibi şeylerden Araplar son derece sakınırlardı, yapmazlardı. Aralarında kan davası olsa, husûmet olsa bile hasmını görmezlikten gelirlerdi.

Bu dört haram aydan bir tanesi Receb ayıdır. Yâni Ramazan ayından bir önceki aydır. Mübarek üçayların (Receb, Şa'ban, Ramazan) ilkidir. Geçtiğimiz konuşmalarımızda, Receb ayı girdiği zaman bunu güzelce açıklamıştık.

Demek ki şimdi, haccın yapıldığı Zilhicce ayı bitti ve yeni yılın Muharrem ayı başlamış oldu. Yeni yılı bütün âlem-i İslâm'a, müslümanlara kutlu olsun, mutlu olsun diye temennî ediyoruz.

 

Bunun nasıl kararlaştırıldığı hakkında da tarihî bilgi verelim: Peygamber SAS Efendimiz'in zamanında o yörede kullanılan belli bir tarihleme yoktu. Belirli mühim olayları zikrederek, "ondan şu kadar önce, bundan şu kadar sonra" diye anlatırlardı. Meselâ Fil olayı bir mühim olaydı; işte Ebrehe ordusuyla Kâbe'yi yıkmak için Arafat'a kadar, Müzdelife'ye kadar içinde fil olan ordusuyla geldi. Fakat ebâbil kuşlarının onların üzerine attıkları taşlarla, ordu münhezim ve perişan oldu.

Bu çok mühim bir olay... Kur'an-ı Kerim'de:

(Elem tera keyfe feale rabbüke biashabil-fîl...) diye başlayan âyetlerle vukuu anlatılan, Araplarca ma'ruf, meşhur bir olay, çok olağanüstü bir olay. Büyük bir ordu Mekke'nin yakınında kadar geliyor. Fakat Mekkeli'ler çarpışmadan, bir takım manevî musibetlerle münhezim ve perişan olarak, yenik ekin taneleri gibi bitik olarak dönüp gidiyorlar.

Bu fil olayı diye geçer. Onun için, Araplar'ın bir olayı anlatacakları zaman, "Fil yılında oldu. Fil yılından iki sene önce oldu. Üç sene sonra oldu." gibi böyle isimlendirmeleri vardı.

Peygamber SAS Efendimiz'in zamanında da buna benzer isimlendirmelere rastlıyoruz. Meselâ Müslümanlar, Kureyş kendilerine çok zulmedince Peygamber Efendimiz'den izin istediler, hicret etmeye izin çıktı; ona Senetül-izn dediler. Böyle bir isimlenedirme... Sonra meselâ mühim vefat hadiselerinin olduğu seneye: Senetül-hüzn dediler. Meselâ, müşriklerle savaşa izin çıktığı zaman, "Onlar size nasıl saldırıyorsa, nasıl sizinle savaşıyorlarsa siz de karşılık verin, çarpışın!" diye savaşmaya, savunmaya müsâde olunan yıla da, Senetül-kıtal denildi.

 

Tabii bu Peygamber Efendimiz'in hayatında mühim olaylarla bunları anlatmak kolay oldu. Fakat Peygamber Efendimiz'in vefatından sonra bu işte bazı sıkıntılar başladı. Bir olayın vukûnu nasıl anlatacaklar?.. Hazret-i Ömer RA'ın halifeliği zamanında, hicretten 17 yıl geçtiği sırada, Hz. Ömer'in Yemen'e hâkim ve kadı olarak gönderdiği Ebû Mûsâ el-Eş'arî RA, halifeye bir resmî yazı göndermiş; "Şa'ban ayı" diye bir tarih atmış ama, ay ismi var fakat gerisi yok... Tereddüt hâsıl olmuş, mektup Yemen'den halife Ömer'in eline ulaştığı zaman: "Acaba hangi Şa'ban, şu yakındaki Şa'ban mı, yoksa daha önceki Şa'ban mı?.." diye... Bunun üzerine ashabdan bazı kimseler ve sevgili büyüğümüz Hz. Ali RA Efendimiz, demişler ki: "Bu olaylar gittikçe karışabilir, bir tarihleme yapmamız lâzım, bu husustaki karışmaları engellememiz gerekiyor." diye tedbir önermişler, ihtar etmişler, teklif etmişler halifeye...

Onun üzerine çeşitli ihtimaller düşünülmüş: "Acaba Rumlar'ın takvimini mi kullanalım, Fürslerin, yâni İranlılar'ın takvimini mi kullanalım?" diye. Fakat onlar güneş takvimi olduğu için, güneş takvimini çöldeki insanlar hangi alâmetle bilecekler? Onu tesbit etmek ve uygulamak zor olduğundan, yine an'anevî, ayın durumuna göre olan takvim üzerinde karar kılınmış.

 

Biliyorsunuz, Ay Dünya'nın etrafında döner. Bu dönmesi itibârî olarak 29 buçuk gündür. Bu buçuk bazen aya eklenir 30 gün olur, bazen ötekisinden alınmış, eklenmiş olduğu için 29 gün olur. Ama bunun uygulaması o devrin şartları altında çok kolaydı. Hesap yapılamadığı için haberleşme zor olduğu için, bunun hesaplanması gayet kolaydı. Ay 29 günlük devri esnasında dönerken bir noktaya gelir ki Güneş'e yaklaşır, Güneş'le aynı hizaya gelir. Güneş'le olan hizası aynı olunca, ictimâ hâli deniliyor. İctimâ hâlinden sonra, batı ufkunda güneş battıktan sonra görülen ilk hilâl, yeni ayın başlangıcıdır diye bir herkesin gördüğü bâriz bir işaret olmuştur.

Onun için yeni hilâl, Farsça tâbiriyle nev hilâl yeni bir ayın başlangıcıdır. Böylece "Ramazan ne zaman giriyor, Şevval ne zaman giriyor, bayram ne zaman yapmak lâzım, hac ayı Zilhicce ne zaman başladı, Muharrem ne zaman başladı?" gibi soruların cevabı, görsel olarak batı ufkuna bakıldığı zaman, hilâl görününce anlaşılıyor. Yeni hilâl doğduğu zaman, göründüğü zaman yeni bir ay başlamış oluyor. Efendimiz bunu kendi hayatında da uygulamış, yeni hilâli gördüğü zaman el açmış, dua eylemiş, Peygamber SAS Efendimiz'in:

"--Yâ Rabbî bu ayı bizim için bir hilâl-i rüşd ve bereket eyle! Bu ay hakkımızda hayırlı olsun..." diye duaları var.

İşte o uygulaması çok kolay olan, çok sâde olan, herkes tarafından anlaşılabilir olan ve tarihî, an'anevî olan takvimi seçmişler. Hazret-i Ömer zamanında böylece, takvim meselesi üzerine bir kararlaştırma olmuş.

 

Fakat başlangıcı ne zaman olarak alacaklar, bunu düşünmüşler. Tamam kamerî takvimi kullanacaklar, hilâl esasına göre ayları hesaplayacaklar ama, bu yıllamanın, yılların rakamlandırılmasının, sıralandırılmasının başlangıcı ne olacak?.. Hz. Peygamber SAS Efendimiz'in doğumunu düşünmüşler, fakat doğumunda çeşitli rivâyetler olmuş: "Rebiül-evvel'in on ikisi miydi, sekizimiydi?" diye çeşitli rivâyetler olduğu için onda karar kılmamışlar; vefatı belli, hepsi tarafından biliniyor ama, vefat da bizler için bir hüzünlü olay, bir ayrılık, bir firak olduğu için onu da seçmeyi uygun görmemişler. İslâm'ın izzet ve şevket ve satvetinde çok önemli bir olay olan, dönüm noktası olan hicreti seçmişler.

Çünkü hicrete kadar müslümanlar Mekke-i Mükerreme'de işkence altında, baskı altında, abluka altında, iktisâdî bakından ezilen, horlanan, işkence gören bir toplum idi. Onun için Mekke'yi terketmek zorunda kalmışlardı, izin öyle çıkmıştı. Ama hicret ettikten sonra, yâni Medineliler: "Yâ Rasûlallah, bize gelin biz siz bağrımıza basarız, kendimizi koruduğumuz gibi korururuz, mallarımızı canlarımızı koruduğumuz gibi size riâyet ederiz" diye Medine'ye davet ettikten sonra Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret edince İslâm'ın hâli, şânı değişti; mâkus olan durum güzel hâle döndü ve müslümanlar orada rahat yaşamaya başladılar. Sonunda da, kendilerine zulmeden müşrikleri yenerek şirki, küfrü Arap diyârından sürdüler, İslâm hâkim oldu...

Hz. Ömer zamanında ashab-ı kirâm ve bu işi düşünen mübarek insanlar, --rıdvanullahu aleyhim ecmaîn-- bu İslâm'ın hâkimiyetinin, gâlibiyetinin başlangıç noktası Peygamber Efendimiz'in hicreti olduğu için bunu seçtiler. Böylece Peygamber Efendimiz'in Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye hicreti sıfır, başlangıç olarak kabul edildi: "Hicretten önce, hicretten sonra..." diye yıllar isimlendirilmeye başlandı.

 

Yalnız hangi ay seçilecekti?.. An'anevî olan, İbrahim AS'dan beri senenin başlangıcı Muharrem ayıydı. Fakat Peygamber SAS Efendimiz, Safer ayının sonunda Mekke-i Mükerreme'den çıkıp Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz'le Medine-i Münevvere'ye harekete geçmişti ve önce Kubâ Köyü'ne gelmişti. Orada üç gün kaldıktın sonra, 13 Rebiül-evvel'de Medine-i Münevvere'ye dahil olmuştu. Yâni hicret Safer'de başladı, Rebiül-evvel'in ortasına kadar devam etti bu hicert olayı... Bu günler Muharrem, Safer ve Safer'in ortası; arada bir zaman farkı var, işte bu zamanı nasıl yapalım diye düşündüler. Araplar'ın an'anevî yılbaşına dayamayı uygun gördüler ve geriye doğru giderek hicretin olduğu senenin Muharrem'ini esas aldılar. Daha Peygamber Efendimiz Mekke'deyken olan Muharrem ayı, yeni hicrî takvimin başlangıcı oldu. Ondan sonra, "Hicretin birinci yılı, ikinci yılı, üçüncü yılı..." diye devam etti.

Demek ki böylece, Hazret-i Ömer zamanında kararlaştırılmış olan hicrî takvimlemenin üzerinden 1418 yıl geçmiş oluyor ve biz 1418 hicrî yılına başlamış oluyoruz. Böylece bir İslâmî, ictimaî olayı, oluşu, kararı size anlatmış oldum. Muharrem ayının şu anda ikinci günündeyiz.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !